Hayat güzeldir – çocuklar oyun oynayabildiğinde

"Çocuk" ve “oyun” kelimeleri, hangi dilde yan yana gelse, insanların yüzünde bir gülümseme, zihninde renkli, eğlenceli ve neşeli imgeler oluşturur. Dünyanın hangi köşesinde olursak olalım, çocuklar oynar; kumla, toprakla, çamurla, mendille, kağıtla…

19.08.2025

"Çocuk" ve “oyun” kelimeleri, hangi dilde yan yana gelse, insanların yüzünde bir gülümseme, zihninde renkli, eğlenceli ve neşeli imgeler oluşturur. Dünyanın hangi köşesinde olursak olalım, çocuklar oynar; kumla, toprakla, çamurla, mendille, kağıtla… Oyun arkadaşları bazen kediler, köpekler olur. Hiçbir materyal yoksa dahi hayal gücünü kullanarak muhakkak oynayacak bir şeyler bulur, oynayacak bir alan yaratır kendine çocuk.

Oyun, çocuk için yalnızca eğlence değil; aynı zamanda öğrenmenin en doğal yoludur. Eğitimciler bilir ki çocuklar, oyun oynarken hem zekâsını hem sosyal becerilerini geliştirir. Oyun oynarken, paylaşmayı, iş birliğini, sabretmeyi öğrenirler; hayal gücünü geliştirirler. Bu yüzden oyun da değerli ve etkili bir eğitim aracıdır.

Ebeveynler için ise oyunun başka karşılıkları, anlamları vardır: koşup oynayan çocuğun gece erkenden uyuması, oyun sonrası iştahla yemeğini yemesi gibi… Hem çocuk hem de ebeveyn açısından farklı anlamlar ifade eden oyun, yararlı ve değerli bir araçtır özetle.

Sinema tarihinin en unutulmaz filmlerinden biri olan Hayat Güzeldir bu gerçeği çarpıcı bir şekilde gösterir. Nazi Almanyası’ndaki Yahudi soykırımını konu alan filmde, baba Guido, küçük oğlu Giosuè’nin toplama kampındaki korkunç gerçekleri görmemesi için her şeyi bir oyuna dönüştürür. Polis aramaları, kaçmalar, saklanmalar… Çocuk, ölümün hemen kıyısında bile hayatı bir oyun sanır. Çünkü oyun, en karanlık, en zorlu anlarda bile çocuğun dünyasını koruyan bir kalkan olur.

Tarih, başka bir çocuğun, Anne Frank’ın günlüğüne yazdığı satırlarda da aynı masumiyeti saklar. Anne Frank, saklandığı odada dışarıda oyun oynayan çocuk seslerini duymayı hayal eder ama o sesler onun için ulaşılmaz olmuştur. Bugün Gazze'deki çocuklar da korkmadan oyun oynayabilecekleri günün umudunu taşıyor belki de ancak şu anda koşullar sadece molozların arasında bir nefes alabilmekten ibaret. O da bir keskin nişancı kurşunuyla vurulmazsa eğer…

Bu koşullarda, tarihte büyük acılar yaşamış bir halk olan Yahudilere şu soru vicdanlardan yükseliyor: “Siz, çocukların ölümünü, açlığını, korkusunu en iyi bilen bir halk iken, başka bir halkın çocuklarına aynı acıyı nasıl reva görebiliyorsunuz?” Gazze’de süren saldırılarda en çok çocuklar ölüyor. Yalnızca bombalarla değil, açlıkla, susuzlukla, hastalıkla…

Bir zamanlar ip atlayan, top peşinde koşan Gazzeli çocuklar, şimdi molozların üzerinde yürümeyi, yıkılmış duvarların arasında saklanmayı öğreniyor. Abluka altındaki şehirlerde oyun alanları mezarlıklara; okul bahçeleri, enkaz yığınlarına dönüşmüş durumda. Bir Gazzeli babanın sözleri ise yüreğe bıçak gibi saplanıyor: “Çocuklar oyun oynamak istiyor ama izin vermiyoruz. Çünkü oynarlarsa acıkıyorlar. Acıktıklarında onlara verecek yemeğimiz yok. Sadece ‘yatın, uyuyun’ diyebiliyoruz.”

Rakamlar bu dramı daha da görünür kılıyor: UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, son aylarda Gazze’de 10 binden fazla çocuk hayatını kaybetti, binlercesi de ağır yaralı. UNICEF Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Edouard Beigbeder, yıl başından Mayıs ayı sonuna kadar yani sadece 150 gün içinde, Gazze Şeridi'nde yaklaşık 17.000 çocuğun beslenme tedavisi için hastaneye kaldırıldığını belirtiyor. İsrail’in siyasi lideri Netanyahu ise, bütün dünyanın gözleri önünde “Özgür Filistin yeni Nazi sloganıdır” diyebiliyor. Bu söz, hem geçmişin acılarını hem de bugünün vicdanını yaralıyor.

Bugün Gazze’de, Batı Şeria’da, mülteci kamplarında yaşananlar bir film sahnesi değil; tüm dünyanın gözleri önünde cereyan eden, utanç verici bir insanlık suçu ve her gün çocukların hayatını söndüren bir acı gerçek. Bundan yıllar sonra vicdan sahibi herkes, bütün dünyanın gözü önünde Filistinli çocukların yaşadığı bu travmayı hatırlayacak. Geçmişte Yahudi soykırımının yarattığı travma nasıl kuşaktan kuşağa taşındıysa, bugün Filistin’de yaşananlar da yarının kolektif hafızasında aynı şekilde yer edecek.

Oyun, bir çocuğun en temel hakkıdır; tıpkı suya, ekmeğe, güvene erişim hakkı gibi. Bu yüzden çağrım, yalnızca politikacılara ya da karar vericilere değil; dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi insanlara: Bırakın Filistinli çocuklar da oynayabilsin. Oynasınlar ki hem bugünü yaşasınlar hem de yarına umut taşıyabilsinler.

Çünkü oyun, bir çocuğun en temel hakkıdır ve hayat masum çocuklar doyasıya oyun oynayabildiğinde güzeldir.